Kayıtlar

İnsan fizyolojisi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Boşaltım Sisteminin Sağlığı

Resim
Boşaltım Sisteminin Sağlığı Boşaltım sistemi organlarının sağlıklı olması homeostatik dengenin sağlanması açısından önemlidir. Bu nedenle; Bol sıvı alınmalıdır. Düzenli spor yapılmalı ve temiz havadan yararlanılmalıdır. Beslenmeye dikkat edilmeli, acı ve tuzlu besinler fazla tüketilmemelidir. Sigara, alkol gibi zararlı alışkanlıklardan kaçınılmalıdır. Boğaz iltihaplanmaları, çürük dişler hemen tedavi edilmeli, tam iyileşme sağlanmalıdır. Antibiyotikler doktorun önerdiği şekilde kullanılmalıdır. Ağrılı ve sık idrara çıkma durumunda hemen doktora gidilmelidir. Ayakların, idrar yollarının ve böbreklerin üşütülmemesine dikkat edilmelidir. Bu tür önlemlere dikkat edilmemesi aşağıda belirtilen bazı boşaltım sistemi hastalıklarının oluşmasına neden olabilir. Nefrit: Nefronların iltihaplanmasına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Bu hastalık bademcik iltihaplanmalarının ve çürük dişlerin zamanında tedavi edilmemesi, anjin ve kızıl ...

Nefronlarda İdrarın Oluşumu

Resim
Nefronlarda İdrarın Oluşumu Nefronlarda idrar oluşumu süzülme, geri emilme ve salgılama olmak üzere üç aşamada gerçekleşir. Süzülme: Aorttan ayrılan böbrek atardamarındaki kan, yüksek basınçla glomerulus kılcallarına akar. Bu basınç, kılcal damar yumağından Bowman kapsülüne difüzyonla madde geçişini sağlar. Bowman kapsülünün iç yüzeyi tek katlı yassı epitelden olduğu için madde difüzyonuna uygundur. Bu nedenle kan hücreleri, plazma proteinleri ve yağ molekülleri hariç su, inorganik tuzlar, vitaminler, glikoz, amino asit gibi yararlı maddeler ile üre, ürik asit, amonyak gibi boşaltım maddeleri glomerulustan Bowman kapsülüne geçer. Bu sıvıya süzüntü, olaya ise süzülme denir. Süzülme hızı, kan basıncı ile doğru orantılıdır. Kan basıcı arttığında süzülme hızı artar ve daha sık idrara çıkılır. Kan basıncı düştüğünde ise süzülme hızı yavaşladığından idrar oranında azalma görülür. Geri emilim: Glomerulustan Bowman kapsülüne geçen sıvının büyük bir kısmı boşaltım kanallarından...

Boşaltım Sistemi

Resim
Boşaltım Sistemi Canlıların vücutlarındaki fazla suyun, mineral tuzların ve metabolizma reaksiyonları sonucu oluşan atık maddelerin organizmadan uzaklaştırılmasına boşaltım , boşaltımı gerçekleştiren yapılara da boşaltım sistemi denir. İnsanda boşaltım sistemi; böbrekler, idrar kanalları (üreter), idrar torbası (mesane) ve idrar boşaltım kanallarından (üretra) oluşur. Böbrekler: İnsanlarda yaklaşık olarak 10-12 cm uzunluğunda, ortalama 160 g ağırlığında ve fasulye tanesi şeklinde iki böbrek vardır. Dış kısmı bağ dokudan oluşan ince bir zarla çevrili olan böbrekler, karın boşluğunun arka tarafında, bel hizasında ve omurganın iki yanında yerleşmiştir. Böbreğin boyuna kesitinde üç kısım ayırt edilir. Dışta koyu kırmızı renkte kabuk (korteks) bölgesi, içte yumuşak ve açık renkli öz (medulla) bölgesi bulunur. Böbreğin orta kısmında ise idrar kanalının çıktığı geniş bir çukur alan bulunur. Bu bölge havuzcuk olarak adlandırılır. Havuzcuk idrar toplama kanallarının sonlandı...

Solunum Gazlarının Taşınması

Resim
Solunum Gazlarının Taşınması Canlılarda oksijen ve karbondioksitin taşınması kanda bulunan taşıma pigmentleri ile gerçekleşir. Canlı çeşitlerine göre farklılık gösteren bu pigmentler, omurgalıların alyuvar hücrelerinde bulunur. Alyuvarlarda bulunan solunum pigmenti hemoglobindir. Hemoglobin, solunum gazlarıyla kolaylıkla birleşip ayrılabilir. Kana özel rengini veren bu bileşiktir. Oksijenin kanla taşınması: İnsanda vücuda alınan oksijenin %98'i hemoglobinle, %2'si ise kan plazmasında çözünmüş olarak taşınır. Alveollerdeki oksijen akciğer kılcallarına oradan da kan plazmasına geçer. Kan plazmasından alyuvara giren oksijen, hemoglobinle birleşerek oksihemoglobin bileşiğini oluşturur. Oksijenin büyük bir kısmı dokulara oksihemoglobin halinde taşınır. Dokular sürekli oksijen tükettiği için oksijenin doku kılcallarındaki miktarı akciğer kılcallarının 1/3'ü kadardır. Oksihemoglobin, oksijeni az olan dokularda Hb ve O2 moleküllerine ayrılır. Oksijen molekülü difüzyonl...

Soluk Alıp Verme Mekanizması

Resim
Soluk Alıp Verme Mekanizması Soluk alıp verme, kaburgalar arası kasların ve diyafram kasının kasılıp gevşemesiyle gerçekleşir. Diyafram, göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran kaslı yapıdır. Diyafram kasılınca düzleşir. Bu sırada kaburgalar arası kasların kasılmasıyla kaburgaların uçları öne ve yukarı doğru hareket eder. Her iki olay göğüs boşluğunun hacmini arttırır. Hacim artınca iç basınç azalır. İç basınç, atmosfer basıncından daha düşük olduğundan akciğerler hava ile dolar ve soluk alma gerçekleşir. Alveollerdeki oksijen difüzyonla onları saran kılcal damarlara geçerken karbondioksit kılcal damarlardan alveollere geçer. Soluk verme olayı ise kaburgalar arası kasların ve diyaframın gevşemesiyle sağlanır. Diyafram gevşeyince kubbeleşir. Kaburgalar arası kaslar da gevşer ve kaburga uçları aşağıya ve arkaya doğru hareket eder. Her iki olay, göğüs boşluğunun hacmini azaltır. Hacim azalınca iç basınç artar. İç basınç atmosfer basıncından daha yüksek olduğundan akciğerlerdeki ha...

Solunum Sistemi

Resim
Solunum Sistemi Gelişmiş yapılı organizmaların hücreleri ile dış çevre arasında doğrudan gaz alışverişi yapılmadığından bu görev için özelleşmiş yapılar bulunur. Bu organizmalarda hücre solunumu için gereksinim duyulan oksijen, solunum sistemi organları ile sağlanır. İnsanda solunum organları ile dış ortamdan alınan oksijen akciğer alveollerinden kana geçerek doku hücrelerine taşınır. Hücrelerde oluşan karbondioksit ise doku hücrelerinden kana geçerek akciğerlere taşınır ve soluk vermeyle vücut dışına atılır. Bu olaya dış solunum yada gaz alışverişi denir. Dış solunumu hücre solunumu ile karıştırmamak gerekir. Dış solunumda solunum organları ile dış ortam arasında gaz alışverişi yapılırken hücre solunumunda besinlerin hücre içinde yıkımı ile enerji elde edilir. Solunum Sistemi Organları İnsanda solunum sistemini oluşturan yapılar; ağız, burun, yutak, gırtlak, soluk borusu ve akciğerlerdir. Ağız ve burun: Solunum sisteminin dış ortam ile bağlantılı yapılarıdır. Buru...

Bağışıklık Sistemi Hastalıkları

Resim
Bağışıklık Sistemi Hastalıkları X ışınları, kimyasal maddeler, virüsler, organ nakilleri ve kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar bağışıklık sisteminin bozulmasına sebep olabilir. Bağışıklık sisteminin bozulması veya zayıflaması metabolizmanın direncini kırarak çeşitli enfeksiyonların oluşmasına hatta ölüme yol açabilir. Bağışıklık sisteminin bozulmasına neden olan hastalıklara örnek olarak Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi, AIDS, domuz gribi ve kuş gribi verilebilir. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi: Hastalığın etkeni virüstür. Bu virüsleri taşıyan kenelerin ısırması sonucu yüksek ataş ile kendini gösteren, bağışıklık sisteminin antikor oluşumunu engelleyen ve ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır. Hasta insanların kan ve vücut sıvılarının bulaşması, hayvanlarda bulunan kenelerin elle toplanması, vücudunda virüs bulanan hayvan kanlarına ve vücut sıvılarına temas edilmesi hastalığın bulaşma nedenleridir. AIDS(Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu): Hastalığın etkeni bir ...

Bağışıklığın Kazanılması

Resim
Bağışıklığın Kazanılması Bağışıklık, doğal bağışıklık ve kazanılmış bağışıklık olmak üzere iki şekilde kazanılır. Doğal bağışıklık: İnsanlar bazı hastalık etkenlerine karşı doğuştan dirençlidir ve bu direnç genlerle yeni nesillere aktarılır. Doğal bağışıklıkta savunmanın birinci ve ikinci hattında görev alan yapılar rol oynar. Böylece bazı hastalıklara karşı doğuştan korunma sağlanır. Doğal bağışıklık türe ve ırka göre değişir. Örneğin, siyahi insanlar sarı humma hastalığına yakalanmazlar. Uçuk virüsü tavşanda ölümcül olmasına karşın insanda genel olarak ağız kenarında içi su dolu kabacıkları oluşturur. Tavuk kolerası, sığır vebası gibi virüslerin neden olduğu hastalıklara karşı insanlar doğal bağışıklığa sahiptir. Buna karşın insanlar için öldürücü olabilen kızamık, boğmaca, çocuk felci gibi hastalıklar da hayvanlarda görülmez. Kazanılmış bağışıklık: Doğumdan sonraki dönemde hastalık etkenlerinin vücuda girmesi sonucu bazı hücrelerin antikor üreterek savunma oluşturmasıdı...

Özgül Bağışıklık

Resim
Özgül Bağışıklık Birinci ve ikinci savunma hattını aşan mikroorganizmalar, üçüncü savunma hattında lenfosit adı verilen bağışıklık sistemi hücreleri ile karşılaşır. Özgül bağışıklık olarak tanımlanan bu savunmada kemik iliğinde oluşturulan ve antijenleri tanıma özelliğine sahip olan T ve B lenfositleri görev alır. T lenfositleri hücresel bağışıklıkta, B lenfositleri ise humoral bağışıklıkta etkilidir. Hücresel bağışıklık: Antijenlerin T lenfositlerini aktive etmesiyle başlayan bağışıklıktır. Antijenlerin çoğu makrofajlar tarafından fagosite edilirken bir kısmı bazı proteinlere bağlanarak hücre yüzeyine taşınır ve T lenfositlerini aktive eder. Aktive olan T lenfositleri çoğalır, bir kısmı bellek hücrelerine dönüşür, bir kısmı ise antijen ile doğrudan birleşir. T lenfositleri, doğrudan temas ederek antijeni yok ettiği için bu bağışıklığa Hücresel bağışıklık denir. Hücresel bağışıklıkta T lenfositleri bakteriler, mantarlar, parazitler, doku nakillerinde yabancı hücr...

Bağışıklık

Resim
Bağışıklık Canlılar, vücutlarına yabancı olan maddelere karşı doğal bir savunma sistemlerine sahiptir. İnsanda patojen özelliğe sahip mikroorganizmalara, anormal hücrelere ve yabancı maddelere karşı korunma ve savunma yeteneğine bağışıklık ; bağışıklığı oluşturan organların tümüne bağışıklık sistemi denir. Savunmayı sağlayan bağışıklık hücreleri akyuvarlar, makrofajlar ve plazma hücreleridir. Bağışıklık hücrelerini üreten organları ise dalak, timüs bezi, karaciğer, kemik iliği ve lenf düğümleridir. Vücuda girdiğinde antikor oluşmasına sebep olan her türlü yabancı madde antijen olarak tanımlanır. Örneğin, bakterilere, virüslere, mantarlara ait moleküller birer antijendir. Antijenlerin çoğu protein, nükleik asit ya da proteinlerle birleşmiş polisakkaritlerdir. Antijen, vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi uyarılır ve özgül savunma proteinleri olan antikor lar üretilir. Bağışıklık sistemi hücreleri tarafından üretilen antikorlar, antijenlere özgüdür. Her antikor kendi yapısına...

Lenf Dolaşımı

Resim
Lenf Dolaşımı Kılcal damarların atardamar ucundan boşluğa geçen sıvının tamamı toplardamar ucundan kılcala geri emilemez ve bazı küçük kan proteinleri doku sıvısında kalır. Eğer proteinler tekrar kana alınmazsa insan 24 saat içinde ölebilir. Hücreler arası boşlukta biriken sıvının kana dönüşü lenf sistemi ile sağlanır. Lenf sistemi, lenfositlerin oluşumunu ve olgunlaşmasını sağlayarak vücudun savunmasında da görev alır. Ayrıca ince bağırsaklardan emilen yağ asidi, gliserol ve yağda çözünen vitaminlerin kan dolaşımına katılmasını sağlar. Lenf dolaşımı kan dolaşımına göre oldukça yavaştır. Yalnızca omurgalılarda görülen lenf dolaşımı; lenf sıvısı, lenf damarları ve lenf düğümlerinden oluşur. Lenf sıvısı: Lenf damarlarına geçen doku sıvısına lenf denir. Lenf sıvısında; makrofaj ve lenfosit adı verilen akyuvar hücreleri, küçük moleküllü proteinler, glikoz, aminoasit, tuz ve su gibi maddeler bulunur. İçinde alyuvar bulunmadığı için lenf sıvısı renksizdir ve akkan o...

Kanın Yapısı ve Görevi

Resim
Kanın Yapısı ve Görevi Kan, yaşamın sürmesini sağlayan en önemli vücut sıvısıdır. Hafif alkali olan kan pH'si 7,4'tür. Kan, kalp ve damar aracılığıyla tüm vücudu dolaşarak besin moleküllerini, solunum gazlarını, hormonları, mineralleri, vitaminleri ve atık ürünleri ilgili yerlere taşır. Pıhtılaşma mekanizması ile kan kayıplarını önler. (fibrinojen fibroblast vs.) Vücut sıcaklığının ayarlanmasında, asit baz dengesinin sağlanmasında ve osmotik dengenin düzenlenmesinde işlev görür. Vücut savunmasında rol oynar. Kanın %55'ini plazma, %45'ini kan hücreleri oluşturur. Plazma: Plazmanın %90-92'sini su, %7-8'ini kan proteinleri oluşturur. Ayrıca plazma içinde glikoz, aminoasit gibi yapı birimleri, vitaminler, mineraller, hormonlar, enzimler ve antikorlar bulunmaktadır. Kan plazmasında bulunan bu maddeler kan ile doku sıvısı arasında sürekli yer değiştirir. Plazmada bulunan en önemli proteinler albumin , globülin ve fibrinojen ...

Kan Damarlarının Yapısı ve Görevleri

Resim
Kan Damarlarının Yapısı ve Görevleri Kan dolaşım sisteminde atardamar, toplardamar ve kılcal damar olmak üzere üç tip damar bulunur. Atardamarlar: Kanı kalpten uzaklaştıran ve organlara götüren damarlardır. Akciğer atardamarı hariç tüm atardamarlar, oksijen bakımından zengindir. Atardamarlarda kan basıncı yüksektir. Damarların çeperleri kalın, çapları küçüktür. Atardamarlar dıştan içe doğru iç tabakadan oluşur. Dış tabaka , lifli bağ dokudan yapılmıştır ve kan basıncına karşı damarların dayanıklı olmasını sağlar. Orta tabaka , düz kaslardan oluşmuştur. Bu tabakada bulunan elastik lifler, damarlara verdiği esneklikle kanın hareketini kolaylaştırır. İç tabaka , ise tek katlı yassı epitel dokudan oluşur. Endotel denilen bu tabaka kanın kolayca hareket etmesini sağlayan kaygan bir yüzey oluşturur. Atardamarlardaki kanın hareketinde; karıncıkların kasılmasıyla oluşan kan basıncı, atardamarların yapısındaki düz kasların hareketi, yer çekimi ve arkadan gelen kas...

Kanın Vücutta Dolaşımı

Resim
Kanın Vücutta Dolaşımı İnsanda kan dolaşımı, küçük ve büyük kan dolaşımı olarak ikiye ayrılır.  Küçük kan dolaşımı: Kalbin sağ karıncığında başlar, sol kulakçığında sonlanır. Kalbe gelen kirli kanın oksijen ile zenginleştirilmesi için akciğerlere gönderilmesi ve tekrar kalbe iletilmesine küçük kan dolaşımı denir. 6sn. süren bu olayda sağ kulaçıktan sağ karıncığa geçen karbondioksit yüklü kan, karıncığın kasılmasıyla akciğer atardamarı ile akciğere pompalanır. Kılcal kan damarları ile çevrili olan akciğer alveollerinde oksijen kana, kandaki karbondioksit ise alveollere geçer. Oksijen bakımından zenginleşen akciğer toplardamarı, kanı kalbin sol kulakçığına getirir. Böylece kalp ile akciğerler arasındaki küçük kan dolaşımı sonlanır. Büyük kan dolaşımı: Kalbin sol karıncığında başlar, sağ kulakçığında sonlanır. 30sn. süren bu olayda sol kulakçıktan sol karıncığa geçen temiz kan, karıncığın kasılmasıyla aorta pompalanır. Aort, kalpten çıktıktan sonra sola kıvrılara...

Kalbin Çalışma Mekanizması

Resim
Kalbin Çalışma Mekanizması Kalbin çalışması kalp kasının kasılıp gevşemesi ile gerçekleşir. Kalpteki kasılma olaylarının kontrolü kendi yapısında bulunan özelleşmiş dokularla düzenlenir. Bu nedenle omurgalı kalbi vücuttan çıkarılıp uygun bir kültür ortamına konulduğunda kasılmayı sürdürebilir. Kalbin kasılması sağ kulakçık duvarında bulunan ve sinoatrial düğüm denilen özelleşmiş kas dokusunun özelleşmiş kas dokusunun otonom sinir sistemi tarafından uyarılması ile başlar. Sinoatrial düğümün uyarılması ile oluşan impuls, her iki kulakçığa yayılır ve kulakçıklar kasılır. Buradan yayılan impulslar, kulakçıklar ile karıncıklar arasındaki atriyoventriküler düğüme ulaşır. Atriyoventriküler düğümden çıkan özelleşmiş kas telciklerine his demetleri denir. His demetleri karıncıkların her tarafına yayılır ve impulsların karıncıklara iletilmesi ile karıncıklar kasılır. Böylece kalbin kasılıp gevşemesi sağlanır. Kan sürekli olarak kulakçıklardan karıncıklara ve oradan atardamarlara ilet...

DOLAŞIM SİSTEMİ

Resim
Kan Dolaşım Sisteminin Yapı, Görev ve İşleyişi Kan dolaşımında görev alan doku ve organlar kalp, kan damarlar ve kandır. Taşıma sıvısı olan kan, kalp tarafından pompalanarak kan damarları ile doku ve organlara iletilir. Kapalı dolaşım olarak tanımlanan bu sistemde kan dolaşımı hızlıdır. Böylece kısa sürede canlıların gereksinim duydukları maddeler hücrelere iletilirken atık maddelerin de uzaklaştırılması sağlanır. Kalbin Yapısı ve İşleyişi: Kalp, göğüs boşluğunun biraz solunda iki akciğer arasında yer alır. Yetişkin bir insanda yaklaşık 300g ağırlığındadır. İnsan kalbi üstte iki kulakçık (atriyum), altta iki karıncık (ventrikül) olmak üzere dört odacıklıdır. Kulakçığın duvarları karıncığa göre daha incedir ve kulakçık ile karıncık tam bir perde ile ikiye ayrılmıştır. Kulakçıklar ile karıncıklar arasında ve atardamarların karıncıklardan çıktıkları bölgelerde kapakçıklar bulunur. Kalbin sağ kulakçığı ile sağ karıncığı arasında üçlü kapakçık (triküsbit) , sol kula...

Sindirilen Besinlerin Emilimi

Resim
Sindirilen Besinlerin Emilimi Sindirim sonucu oluşan yapı birimlerinin bağırsak boşluğunu çevreleyen hücreler tarafından alınarak kan ve lenfe verilmesine emilim denir. Sindirilen besinler sindirim kanalının çeşitli bölümlerinden emilir. Örneğin su , glikoz, nikotin ve kalp ilaçları ağızdan emilir. Alkol, aspirin, sodyum ve iyot gibi bazı kimyasal maddelerin emilimi midede gerçekleşir. Vitaminler ve inorganik maddeler ise herhangi bir değişime uğramadan sindirim kanalından doğrudan kana karışır. Emilim, difüzyon ve aktif taşıma ile olur. Ağız ve midede emilim azdır. Emilimin çoğu ince bağırsakta gerçekleşir. İnce bağırsak hücreleri tarafından emilen maddelerin taşınmasında iki farklı yol izlenir. 1. Yol: Hücre bağırsak hücrelerinde yoğunluğu artan glikoz, fruktoz, galaktoz, aminoasitler, bazı vitaminler, mineraller ve su villustaki kılcal damarlara geçerek kapı toplardamarı ile karaciğere taşınır. Fazla glikozu karaciğerde, glikojene çevrilerek depo edilir. Bi...

Proteinlerin Sindirimi - Yağların Sindirimi

Proteinlerin Sindirimi Proteinlerin sindirimi midede başlar, ince bağırsakta tamamlanır. Mide: Besinlerin uyarıcı etkisi ile (görme, koklama, düşünme) vagus siniri, mide bezlerinden gastrin hormonunun salgılanmasına yol açar. Kan dolaşımına katılan gastrin hormonu mide hücrelerini mide özsuyu salgılaması için uyarır. Özsu içinde bulunan HCl, mide bezlerinde üretilen ve inaktif olan pepsinojeni aktif bir proteinaz olan pepsin enzimine dönüştürür. Pepsin, peptit bağlarına etki ederek proteinleri polipeptitlere (pepton) ayrıştırır. Pepsinojen + HCl →→→→→→→→→→ Pepsin Protein + Su →→→→Pepsin→→→→ Polipeptitler Süt çocuklarında ise mide bezlerinden salgılanan lap enzimi süt proteini olan kazeini çökeltir. Kazein, pepsin enzimi etkisiyle polipeptit ve aminoasitlere ayrışır. Süt + Lap enzimi →→→→→→→→→→ Kazein + Su Kazein + Su →→→→Pepsin→→→→→ Polipeptit + Amino asitler Midede polipeptitlere ayrışan proteinlerin sindirimi onik...

Besinlerin Sindirimi: Karbonhidratlar

Resim
Besinlerin Sindirimi Besin maddeleri, sindirim organlarında enzimler yardımıyla yapı taşlarına ayrılır. Enzimlerin etki edeceği yüzey ne kadar geniş olursa sindirim o kadar kolaylaşır. Bu nedenle fiziksel sindirim önemlidir. Kimyasal sindirim ile yapı birimlerine ayrılan besinlerin büyük bir bölümü ince bağırsaktan kan ve lenf damarlarına verilir. Karbonhidratların sindirimi: Karbonhidratlar, hücrelerin öncelikli enerji kaynağıdır. Vücuda alınan karbonhidratlar ancak yapı birimleri olan basit şekerlere dönüştürüldüğünde hücre zarından geçebilir. Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar, ince bağırsakta tamamlanır. Karbonhidratlara etki eden amilaz, maltaz, laktaz, sükraz, dekstrinaz olarak adlandırılan enzim grubuna karbonhidraz denir. Ağız: Tükürük içinde bulunan mukus, besinleri yumuşatarak sindirime yardımcı olur. Tükürükte bulunan amilaz enzimi, nişasta ve glikojene etki ederek bu molekülleri dekstrin ve maltoza dönüştürür. Nişasta + Su ----amilaz ...